Zeybek Simon / Onur Akdogu Böyle zeybek adi olur mu demeyin. Çok degerli bir kardesimiz yüksek lisans tezini daha da yükseltmek amaciyla kitap haline getirdi ve "Zeybek Kültürü ve Müzigi" adiyla yayinladi. Biz de bu kitaptaki akilalmaz yanlisliklari ele almak zorunda kaldik.

Kitabin kapaginda bulunan Amerikali Simon'un haci olmak amaciyla geldigi Efes-Izmir'de haci olduktan sonra bir Izmir fotografçisinda çektirdigi zeybek kostümlü ani fotografi beni çok sasirtmisti. Bu nasil bir sorumsuzluktu? Isin asli, bu kitap tez olarak Sosyal Bilimler Enstitüsü raflarinda kalsaydi, "Türkiye'de müzik alaninda yazilmis yüksek lisans ve doktora tezlerinin içler acisi hâli ortada" deyip es geçecektik. Ama, kitap olusu müzik kamuoyunu yakindan ilgilendiriyor.

 

Bu nedenle Okan Murat Öztürk adli kardesimizin yazdigi ve Pan Yayincilik tarafindan yayinlanan bu kitabi;

 

a) Dil ve Terminoloji

b) Içerik

basliklari altinda inceleyip, elestirecegiz.

 

Dil ve Terminoloji:

Kitapta terminoloji olarak ilk dikkatimizi çeken sayin yazarin özgeçmisinde yer alan ve birçok kez karsimiza çikacak olan "Anadolu Müzigi" kavramidir. Simdi bu kavrami inceleyelim: Anadolu adi bugün Türkiye cografyasi ile ayni anlamlari ifade eder. Dolayisiyla Türkiye Müzigi diye bir kavram ortaya çikar ki, bu ne bir müzik türünü, dolayisiyla, ne de bir müziksel olguyu ifade eder. Bir diger deyisle cografi alan müzik türünü belirlemez. Örnegin, Almanya müzigi olmaz, Alman Müzigi olur, Fransa müzigi olmaz, Fransiz müzigi olur. Benzer sekilde Türkiye müzigi olmaz, Türk Müzigi olur, dolayisiyla, Anadolu müzigi olmaz, Anadolu'da yasayan halklarin müzigi olur. Sayin yazarin hangi halkin müziginden sözettigini açikça belirtmesi gerekir. Burada unutmamak gerekir ki, bu tür adlandirmalarin kesinlikle bir türü belirtmesi gerekir. Yani, Türk Müzigi dedigimiz zaman bir müzik türünden, ulusal bir müzik türünden sözediyoruz demektir. Bir diger deyisle, bu türü olusturan degismez ögeler vardir. Kuskusuz ki bir diger ayrinti da kisinin tür ve biçim bilgisi hakkinda bilgi sahibi olmasidir. Elestirimiz boyunca sikça belirtecegimiz gibi sayin yazarin bu konudan pek de haberdar oldugu söylenemez. (Bu konuyla ilgili olarak bkz: Onur Akdogu, Türk Müzigi'nde Türler ve Biçimler)

Benzer sekilde yazar, "Kitapta ileri sürülen görüs ve gözlemler salt bir master projesi içinde sekillenmis olmayip, Anadolu yerel müzikleri ve geleneksel baglama icraciligi üzerinde geçirilmis 20 yili askin bir birikimin yansimasidir." diyerek, bu kez "Anadolu Yerel Müzikleri" diye bir baska kavramdan söz ediyor.(s.9) Biraz önce de belirttigimiz gibi bu anlatim da bir türü belirtmez. Dolayisiyla, sadece üretilen müzigin kaynagini belirtmekten baska hiçbir anlam tasimaz. Bunun yaninda ayni cümle içinde geçen "master projesi" "mastir projesi" olarak yazilmalidir. Çünkü Türkçede "master" demiyoruz. (Bu yaziyi bilgisayarda yaziyorum. Bilgisayar dahi master'in altini kirmizi çizgiyle çiziyor. Mastir'i dogru kabul ediyor.) Sayin yazar "Anadolu Yerel Müzikleri" kavramini dogrulamak için diyor ki, "Neredeyse onbin yillik bir insanlik mirasina sahip olan bu ülkede geleneksel ve bölgesel unsurlar günümüzde de varlik ve etkinliklerini sürdürmektedir."(s.11) Nereden belli? Bu cografyada yasamis eski kavimlerin, örnegin Sümerler'in ezgisel begenilerinin günümüze yansimasi ve etkisi nedir? Böyle bir gerçek var mi? Ya da diger kavimlerle ilgili günümüze yansiyan ezgisel begeniler neymis acaba? Yazarin bu cümlesi bir bos inançtan öte bir anlam tasimiyor. Yine yazara göre "Anadolu kavrami, mekânda yaygin, zamanda derin bir nitelik" tasiyormus. Bu dogru, ama müziksel bir dogru degil kuskusuz.

 

Yazar, 13.sayfada "Anadolu yerel müzikleri" kavraminin yanina bu kez de "Osmanli geleneksel musikisi" kavramini ekliyor.

Yazarin içine düstügü müzik-mûsikî ikilemi bir yana, üzerinde asil duracagimiz konu "Osmanli Musikisi" kavraminin da ayni "Anadolu Müzigi" kavrami gibi yanlis olusudur (aybak:s.203). Sülâlenin müzigi olur mu? Söz gelimi Habsburg Hanedâni Müzigi diyebilir miyiz? Bu nasil mantik. Türk kelimesini kullanmak sayin yazara agir mi geliyor? Bu kelimeyi kullanmak fasizan bir anlayisi mi çagristiriyor yoksa? Yazarin bugüne degin "...zeybeklik konusunun milliyetçi bir söylem içinde ele alindigi" yargisi (s.14) bu düsüncemizi destekliyor. Bu milliyetçilik kavramini da ileride tartisacagim kuskusuz.

Sayin yazarin dil konusundaki ikilemleri çok çarpici. Örnegin "fiilen" dedikten sonra parantez içinde "(de facto)" yazma gereksinimi nereden kaynaklaniyor? (s.15) Bu ikilemler neyin göstergesi ola ki? s.17'de yer alan "multidisipliner" lâf mi Tanri askina? Bu kelimenin Türkçe karsiligi yok mu? Kaldi ki kelime "multi..." diye mi okunup, söyleniyor? Benzer sekilde "bölgesel (teritorial)" (s.19), "insitu (yerinde)" (s.21) kelimeleri için daha ne söyleyebilirim ki?

 

s.23'te yer alan ve sikça karsilastigim "çekim merkezi, uydu sesler ve katmanli yapi" olarak karsimiz çikan yeni terminoloji de dikkatimizi çekmektedir. Yazarin benim tanimadigim yabanci bir yazardan (David B.Reck) aldigini belirttigi bu kavramlardan çekim merkezi durucu sesi, uydu sesler ise yürüyücü sesi ifade etmiyor mu? Yoksa biz yanlis mi biliyoruz? Kitapta ulusal bir müzik türünü açiklayabilmek için birçok yabanci yazara basvurulmasi bana çok garip geldi. Bu "yabanci literatür de tezde bulunsun" düsüncesinden kaynaklaniyorsa, bu davranisin adina ne denilir?

"Zeybekligin de facto sona ermesi" ne demek? Hani "fiilen"di?

Yine yazar tarafindan "yayilma (difüzyon)" (s.75) denildikten sekiz satir sonra yazdigi "difüzyon yaklasimi...." (s.75, 76)) anlatimi neyin nesi ki? Yazar akil mi ögretiyor, yoksa Türkçe kelimeleri Fransizca, Ingilizce karsiliklariyla vermenin fazilet oldugunu mu saniyor? Bu kitap bir sözlük mü?

"Multimedya" mi diyoruz? (s.112) Yazar Türkçe'nin konusuldugu gibi yazildigini bilmiyor mu?

"Düzenler (akort türleri)" midir? (s.118, 198) Yazar düzen ve akord terimlerinin farkliligini nasil bilmez? Bu konuda daha kaç kez yazmamiz lâzim?

"microtone" mudur? (s.151) Bu kelime böyle mi okunur? ya "koma (comma)" diyerek (s.152) yazarin bizi bilgilendirmesine ne demeli?

Yazara göre Rauf Yekta ve Arel'in "Geleneksel Osmanli musikisinin Türk musikisi olarak adlandirilisini benimsemeleri" güya milliyetçi bir yaklasim olup, T.C'nin bu dönemine özgü düsünce imis. (s.153) Bu da "çarpici bir örnek durumunday"mis. Aslinda bu olgu "gecikmis bir milliyetçilik" mis. (s.153) Anlasilan odur ki, sayin yazar bu milliyetçilik konusuna fena takmis. Bu nedenle de sikça sapla-samani birbirine karistirmis. Bu dogal bir sonuç kuskusuz.

 

Yazarin en büyük yanlislarindan biri de "çeyrek ses" terimi. (s.155, 156, 157, 165) Kaç kez yazdik. Bir sesin çeyregi olur mu? Olursa Do'nun çeyregi nedir? Dogrusu çeyrek aralik degil mi? Kaldi ki bizde çeyrek aralik var mi? Bir sekizlinin 24 esit parçaya bölünmesi sonucu ortaya çikan bu aralik türünü Araplar kullanmiyor mu? Bu konuyu daha kaç kez yazmamiz gerekiyor? Sayin yazarin biraz da Türk yazarlari okumasini önermekten baska elimden bir sey gelmiyor ne yazik ki?

 

Ya "aralik atlamalari" anlatimina ne demeli? (s.157) Atlamayan aralik var mi sayin yazar?

"...ezgisel dörtlüler (tetrachordlar)" anlatimi (s.158) da daha önceki elestirilerimizin kapsamina giriyor. Ayrica tetrakord yazmiyor muyuz? Bu ne perhiz, bu ne lâhana tursusu? Ayni sekilde "melismatik (süslemeli), syllabic (heceli) (s.162), kültürlenme (socialization) (s.170) "izorhythmic (esritimli) (s.170), ikiserli (binary), üçerli (ternary) (s.173), ilerleyici (progressive) (s.192), dem (drone, pedale) (s.194) karar sesi (final ton, finalis, tonic) (s.194, 196, 198), drone not (vizildayan ses) (s.198), birli (ünison) (s.198), sekizli (oktav) (s.198)" anlatimlari yazarin dil ikilemlerini vurguluyor.. Artik sayin yazarin bir Tanzimat Aydini'nin 2006 versiyonu oldugunu söylemeden edemeyecegim. Bir kelimenin Türkçesi varsa yanina yabanci dildeki karsiliginin yazilmasi gerekli mi? Bu özenti nereden kaynaklaniyor? Peki ya "scale olarak dizi" anlatimina ne demeli? (s.208) Bu bâb-i âli kapisi gibi olmamis mi? Bir sonraki sayfada yer alan "dizi (scale)" anlatimi (s.209) bu dedigimizi kanitlamiyor mu? Benzer sekilde "synthetic scale (sentetik diziler)"(s.209), "ambitus (vüs'at-genislik) (s.213) anlatimlari yazarin son bombalari. Hepsi tamam da, sayin yazarin "Türkiye'de müzik alaninin öncelikli sorunlarinin basinda terminoloji sorunu gelmektedir." cümlesi bu konudaki içtenliginden kusku duymamizi gerektirmiyor mu? Yazar, bu sorunun halkalarindan biri oldugunun nasil farkina varmaz?

Keske yazarin neden oldugu sorunlar bu kadarla kalsaydi. Kitabin içerigine yönelik elestirilerimiz okundugunda, bu ana kadar yazdiklarimizin devede kulak oldugu anlasilacaktir.

Simdi de kitabin içeriginin elestirisine geçiyoruz:

 

Içerik :

Sayin yazara göre zeybekler 18.yy'da ortaya çikmislarmis. (s.11) Nereden belli? Yazar bu bilgiyi nereden almis? Belli degil? Zeybek kelimesi ilk kez 1794 yilina ait bir destanda geçmekte olup, bu destan Faruk Sümer tarafindan "Karaosmanogullari Hakkinda bir Destan" basligiyla yayinlanmistir. (Bkz: Zeybekler, Tarihi-Ezgileri-Danslari/ Onur Akdogu) Sayin yazarin bundan haberi yok. Ama bu ölçü degil kuskusuz. Kaldi ki, zeybekler tarih içinde birdenbire zuhur etmemislerdir. Tarihleri çok daha eskilere dayanir. Bunun için yazarin 2004 yilinda yayinlanmis yukarida adini verdigim kitabimdan haberdar olmasi gerekir. Ama, ne yazik ki sayin yazarin kitabi 2006'da yayinlanmasina karsin kendisinden iki yil önce yayinlanmis bu kitaptan haberi yok. "20 yillik birikim" lâfi bu nedenle bana komik geliyor. Ama yine de büyük bir piskinlikle "...tarihsel kaynaklarda yer verilen bilgiler isiginda, zeybeklik olgusunun zamansal derinliginin arastirilmasina özel bir önem verilmistir." demesi tuz-biber ekmiyor mu? (s.12) Önsözde verilen bu yanlis bilgilerden sonra, yazar, "Kapsam" basligi altinda etnomüzikoloji hakkinda biraz bilgi verdikten sonra, "zeybek ezgilerinin analizinden ortaya çikarilan makamsal özelliklere dayanilarak, makam kavraminin tarihsel bir çözümlemeyle ugradigi içerik degisimi tartisilmakta, bu tamel dahilinde de kavramin yeniden insasina çalisilmaktadir." diyor. (s.13) Kendini etnomüzikolog ilân eden ve kerâmeti kendinden menkûl birçok kisinin makam bilmesine gerek olmadigina iliskin inançlari dikkate alindiginda, sayin yazarin makama verdigi önem gözlerimi yasartti dogrusu. Ama, bir ezginin makamini o ezginin analizinden sonra ortaya çikardigini iddia eden sayin yazarin bu konudan ne denli habersiz oldugu da apaçik ortada. Hiç analizden sonra makam saptanir mi? Makam bir isitsel etkidir. Ezginin seslendirilmesi bittiginde insan üzerinde olusan etkinin adidir. Makami saptamanin analizle ne ilgisi var? Kaldi ki yazarin ileride sikça deginecegimiz gibi analizden ne anladigi da çok tartismali. Bunun yaninda sayin yazar makam kavraminin ugradigi degisiklikleri tartisarak bu kavramin "yeniden insasina" çalisacakmis. Bu iddiali hedefin zeybek ezgileriyle ilgisi ne ola ki? Kaldi ki yazarin vermis oldugu üç-bes ezgiyle makam degisimi nasil saptanir? Bu is bu kadar ucuz mu? Sayin yazarin konudan ne denli habersiz oldugunun bir diger kaniti da bu iddia degil mi? Yine sayin yazar "...sosyal bakimdan ortadan kalkmis bu insanlara özgü olan müzik kültürünün yasayan kisminin gözlemlenmesi" için "...kisisel olanaklarla Aydin-Germencikte bir saha çalismasi gerçeklestirilmis" ve bu çalisma da "sonuçlari bakimindan çalismanin konusunun gelisimine önemli katkilar saglamistir." diyor (s.15). Daha sora da bu ilçenin "önemli bir model olduguna" inandigini belirtiyor (s.21) Simdi sayin yazara sormak istiyorum: Germencik bir zeybek bölgesi mi? Germencik'e ait bir tek zeybek ezgisi var mi? Burada bulunan üç-bes çalgicinin verdigi bilginin böylesine önemli bir konuda kaynak olarak ele alinmasi bilimsel bir yaklasim mi? Kaldi ki koca Bati Anadolu'nun zeybeklerle ilgili göstergesi küçücük bir ilçe olabilir mi?

 

Sayin yazar ilk derlemeler hakkinda bilgi verirken sözkonusu faaliyetlerin 1925 yilindan basladigini söylüyor. (s.16) Peki Ali Ufki "Mecmuâ-i Sâz ü Söz"de ne yapmis? Hadi bunu bir yana birakalim. Zeybek konusunda kitap yazan ve iddiali lâflar eden sayin yazar ilk zeybek ezgisi derleyenin Muallim Ismâil Hakki Bey oldugunu ve zeybek ezgilerine iliskin bir nota kitabi yayinladigini nasil bilmez? (bkz: Onur Akdogu, age) Ama, maasallah sayin yazarin kaynaklarinda yerli-yersiz bir sürü yabanci yazar var? Kel alâka bir anlayis degil mi bu?

 

"Kuram ve Yöntem" basligi altinda verdigi bilgilerde sayin yazar bu isin "multidisipliner bir alt yapi, bilgi-görgü-deneyim" gerektirdigini belirttikten sonra (s.17), bugüne degin yapilan çalismalarin "sempatik folklorculuktan öteye bir anlam tasimayan bir üslûb" içerdigini söyleyerek çok dogru bir saptama yapmasina karsin (s.17), kendisinin yaptigi bu çalismada, bu âna kadar "sempatik" dahi olamadigini gözlemlemek kuskusuz ki çok üzücü.Sayin yazar sözlerine devamla zeybeklerin "çete" ve dolayisiyla sahip olduklari "grup kültürü" nedeniyle yine yabanci yazarlara dayali sosyolojik açilimlarini yaptiktan sonra (s.19), kültür konusuna deginmekte, bunun uzantisinda kültür antropolojisi ve etnomüzikoloji konusunda yogun çalismalar yapildigini belirtmekte ve sözü ülkemize getirerek bu alanda çalisma olmadigini, "folklor denildiginde genelde halk edebiyati, halk oyunlari, halk sarkilari ve halk giysilerinin" anlasildigini belirterek dogru bir saptama yapmaktadir. Ama bu çalismalarin basinda "milli" anlayisin olmasini da açikça belirtmese de yadirgadigi anlasilmaktadir (s.20) .

 

Yazarimiz, zeybek ezgilerinin analizinde "etnomüzikolojik yöntemlerden yararlandigini" yine iki yabanci yazara dayanarak bu çalismayi yaptigini, bu çalismalar sonunda "zeybek müziginin ayirt edici yanlarini belirlemeye" çalistigini, ama yerel müzikler alaninda çalismalar yapmis Oransay, Ilerici ve Tura'nin "sistemli bir analiz yöntemi" gelistiremediklerini söyleyerek kendini dolayli övme yoluna sapmaktadir (s.21). Bu yakisiyor mu? Kaldi ki biraz sonra ayrintili olarak görecegimiz gibi, sayin yazarin bu alanda yazdiklarinin büyük bölümü ya yanlis, ya da eksik. Hadi ben kendimi saymayim. Çünkü sayin yazar beni hep yok saymis. Ama; Oransay, Ilerici ve Tura gibi insanlarin ortaya koydugu çalismalari eksik sayabilmek için önce bu çalismalari ele alip, incelemek ve eksiklerini kanitlamak gerekmez mi? Böyle çamur atilir mi sayin yazar?

Yazar, makamlari edvarlari dikkate alarak da inceleyecegini söyleyerek daha bastan büyük bir gaf yapiyor (s.22). Ama bu arada Ezgi, Arel ve Özkan'i da "yapisalci bir bakisla yeniden ele" alacagini belirterek gafina devam ediyor. Bu gaflarin neler oldugunu daha sonra belirtecegiz.

 

Böylece asil içerige, "Bati Anadolu Sosyal Tarihi ve Zeybekler" baslikli 1.Bölüm'e geldik:

 

Zeybekligin 18.yy sonlarindan baslamak üzere ortaya çiktigi ? hakkindaki yanlis görüsünü yineleyen yazarimiz (s.27, 28), zeybeklikle ilgili "sosyal tarih" "1.Osmanli Dönemi (XVI.yy sonlarindan XX.yy'in ilk çeyregine kadar) 2. Milli mücâdele Yillari Dönemi (1919-1922) 3. Cumhuriyet Dönemi (1923-Günümüze)" basliklari altinda inceleyecegini belirterek konuya giriyor. Bu arada verdigi resimlerin içinde basta da belirttigimiz Amerikali Simon'un resmi "Tipik oryantalist üslûpla hazirlanmis Izmir kartpostalinda tam donanimli zeybek" olarak verilmis. Bunun yanlis oldugunu belirtmistik. (Bkz: Akdogu, age)

 

1. sirada verdigi dönem anlatimi içinde bilinen olaylari alintilarla ve jet hiziyla özetleyen sayin yazar, eskiyalik hakkinda da bilgi verdikten sonra (s.32-54) 2. bölüm'e geçmekte, bu kez 1919-1922 arasini ele almakta ve zeybek liderleri olan efelerin bu dönemde kimlik degisimine ugradigini "yillarin eskiya liderleri cumhuriyetle birlikte ulusal kahraman oluvermislerdir. Hatta bizzat cumhuriyetin kurucusu konumundaki Mustafa kemal Pasa dönemin kimi yayinlarinda Sari Zeybek olarak nitelendirilmektedir." (s.55) dedikten sonra Aydede Dergisi'nde yayinlanmis Mustafa Kemal'i zeybek olarak betimleyen resmi ve resmin yaninda yayinlanan yaziyi vererek bu yayinin "1922 yilinda" yapildigini belirtmektedir. Hemen belirtelim ki bu resim 1922 degil 1928 yilinda yayinlanmistir (Bkz: Akdogu, age). Ama burada asil belirtmek istedigimiz ise, "yillarin eskiya liderlerinin cumhuriyetle birlikte ulusal kahraman oluverdikleri" hakkindaki alayci anlatimdir. Yani öyle anlasiliyor ki, cumhuriyet kurulur kurulmaz efeler ve zeybekleri bir büyü ile ulusal kahraman olmuslar. Bu lâf mi? Yani, bu insanlar isgal güçlerine karsi çarpismadilar mi? Bati Anadolu'da ilk direnisleri bu insanlar göstermediler mi? Bu direnisler sirasinda yil kaçti sayin yazar? Bu ne biçim ifâde? Kimlik degisimi de nereden çikti? Kaldi ki zeybeklerin ne denli vatansever olduklarini anlamak için tarihlerini iyi bilmek gerekir. Osmanli onlari ön saflarda kaç savasa gönderdi biliyor musunuz? Osmanli tarafindan devlet savasa girecegi zaman kahraman, baris dönemi ise eskiya ilân edilen bu zeybekler degil mi? (Bkz: Akdogu, age)

 

Dikkat edilirse burada zeybeklerin tarihine iliskin yazarin belirttiklerini elestirmeyi gerekli görmüyorum. Çünkü yeni bir kitap yazmam gerekecek. Ama bu denli bariz bir yanlisi da görmezden gelmem olasi degil kuskusuz. Bir diger bariz yanlis da, "Çerkez Ethem'in efelik dünyasina adimi" daga adam kaldirip, fidye istemesiyle olmus (s.62). Yani ne desem? Yazar, kitabinin baslarindan itibaren sosyoloji dahil birçok loji hakkinda ahkâm kesiyor, ama, daga adam kaldirip fidye isteyen herkesi de efe yapiveriyor. Böyle bir yaklasim olur mu? Çerkez Ethem'e "efe" demek için efe ve zeybek hakkinda hiçbirsey bilmemek gerekir. Bir de sayin yazar konuyla ilgili verdigi dipnotta "ulusal kaynaklar Çerkez Ethem'i diger efelerle bir arada degerlendirme konusunda genellikle çekingen davranmaktadirlar. Kuskusuz bu tavirda, milli mücadele yillarinin efelere yükledigi milli kahraman anlami büyük çapta belirleyici durumdadir. Kaynaklarda tavir Ethem'i vatan haini olarak gördügü için birer milli kahraman olan efeler arasinda Çerkez Ethem'in adina milli bir tavir olarak hiç yer verilmemektedir." diyerek (s.62) tuz-biber ekiyor. Hemen sunu ekleyelim ki, Çerkez Ethem ulusal bir kahraman olsaydi dahi, efe, dolayisiyla zeybek olarak nitelendirilemezdi. Çünkü degildir. O'na efe demek için, zeybek kültüründen habersiz olmak gerekir. Bu düsünceyi ilk kez sayin yazarda okudugumu da bu arada itiraf edeyim. Bu kadar da sap'la-saman birbirine karistirilmaz ki. Sükür ki sayin yazar bu konuyla ilgili yazdiklari burada bitiriyor ve isin müzik yönüne geçiyor, dolayisiyla biz de izdiraptan kurtuluyoruz.

 

Sayin yazarin milli ve Türk kelimelerine taktigini daha önce belirtmistim. Müzikle ilgili anlatimina da milli kelimesini açikça belirtmese de elestirel olarak ele aliyor. Örnegin "Cumhuriyetin Resmi Ideolojisi: Milli Devlet-Milli Musiki" basligindan sezilen bu. Yani ne olmasi gerekiyordu? Sayin yazarin daha önce belirttigi gibi Osmanli Musikisi mi? Bu anlayisi dogrultusunda derlemelerden sözeden yazarimiz ne ilgisi varsa Hindemith ve Bela Bartok'a da degindikten sonra konuyla ilgisi olmayan daha birçok bilgiyi aktarmaya ve bastan beri yaptigi gibi çok bilgili görünmeye çabaladigini hissettiriyor bana (s.66-72) 73. sayfadan baslamak üzere tekrar derleme konusuna geçen sayin yazar yine gereksiz birçok bilgi aktarma çabasi içine girmekte (s.73-82), bu arada cumhuriyet'in ilanindan önce Tanbûri Cemil'in, ki kendisi "geleneksel müzigin önemli figürlerinden"mis, ne demekse? (s.73) "Rast, Zavil gibi geleneksel makamlarda zeybek müzikleri bestelemistir." diyerek yeni inciler sunuyor. Öncelikle bestelenen bir eserin basina zeybek yazmakla, o eser zeybek olmaz. Ama, sayin yazarin bir ezginin zeybek olup olmadigini anlayacak durumda oldugunu zannetmiyorum. Yanilmayi çok isterdim. Bence Tanbûri Cemil'i yeniden seslendirsin. Hangi eseri zeybek, hangisi degil yeniden saptasin. Ayrica "geleneksel makam" ne demek? Çagdas makam var mi? Sayin yazarin makamlarla ilgili anlayisinin ne denli tutarsiz ve temelsiz oldugunu ileride daha ayrintili olarak görecegiz.

 

"Kimlik, Kisilik ve Imge Olarak Zeybekler" baslikli üçüncü bölümde de bilinen olgulari aynen alintilarla aktarmaya çalisan sayin yazar (s.83-99) zeybek kelimesinin kökeni ile ilgili görüslere yer vererek bu görüsleri yanlis buldugunu ima ediyor, benim öne sürmüs oldugum saybek kelimesini "yakistirma" bir açiklama olarak niteliyor. Ama hiçbir kanit yok. Birakin kaniti, benim yazdigim konuyla ilgili hiçbir yaziyi dahi görmemis ya da görmezlikten gelmis. Bunlari da birakin, kendi kitabinin yayinlandigi 2006 yilindan iki yil önce 3 cilt halinde yayinlanmis zeybekler adli kitabimdan dahi haberi olmayan sayin yazar nasil bilim adamligina soyunuyor? Yazik onca ögrenimine sayin yazarin. Yakisti mi? (Bu konuyla ilgili ayni tutumu yine zeybek konusunda çalisma yapmis olan Haydar Avci da göstermis, ben de ona yanit yazmistim. Simdi ayni yaziyi yine bu sitede yayinliyorum. Bkz: Zeybek Kelimesinin Kökeni Hakkinda Köksüz Bir Elestiri; aybak: Akdogu, age) "Halk Danslarinda Zeybek simgeleri" basligiyla verilen bilgiler de malûmu ilândan öteye geçmiyor (100-105). Ama, 101. sayfada "Mustafa Çaki Efe" diye bir resim verilmis. Böyle bir efe var mi* Yoksa dogru ad Hasan Çaki Efe mi olacak? Kaldi ki bu adin üstündeki resim de Hasan Çaki Efe'ye ait degil. Yanlis bilgi. Bundan da önemlisi, 104. sayfada "zeybek danslarina eslik eden müziklerin mutlaka aksak usulünde olmasidir." cümlesi. Burada sözü edilen aksak usûl'den kasit ne ola ki? Bir sonraki cümlesinde de "danslara eslik eden müziklerin daima aksak veya oynak" oldugunun belirtilmesi konuyu açikliyor. Bu açiklama da yazarin usûller hakkindaki bilgisinin kitligini ortaya koyuyor. Burada sayin yazara sorayim: Aksak usûlle yapilmis tüm ezgiler zeybek dansina eslik amaçli seslendirilebilir mi? Ne kadar büyük bir gaf. (Bu konuyla ilgili bkz: Akdogu, age)

 

"Kiyafet ve Tasidigi Mesaj Bakimindan Zeybekler" basligi altinda da bilinen bilgiler aktarilmis (s.105-110). Bu bilgiler içinde en komik olani ise bizim Zeybek Simon adini verdigimiz resimle ilgili. Bu resimde yer alan cura nedeniyle resimde yer alan kisiyi gerçek zeybek zannedip "ful aksesuarli" olarak niteleyen sayin yazarin (s.110) bu konudan bu kadar uzak olmasi affedilir gibi degil. Sayin yazara soralim: Kitapta vermis oldugu resimlerin hangisi curali ya da baglamali? Hiç mi dikkatini çekmiyor? Belinde cura asili bir zeybek, bu curayi daglarda ceylan gibi hareket etmek için mi takiyor? Pes dogrusu.

4.Bölümde "Zeybek Müzik Kültürünün Günümüzdeki Izdüsümü Baglaminda Aydin ve Germencik: Bir Durum Saptamasi" basligi altinda yine benim tanimadigim Jeff T. Titon adli bir yazara dayanilarak müzik kültürlerinin sahip oldugu "unsurlar"in ne oldugu siralanmis. Oysa bunlar ülkemizde çok yazildi-çizildi. Ama sayin yazarin yabanci yazar zaafi oldugunu önceden de belirtmistik. Iste, bu yazarin hazirladigi kitap kaynak gösterilerek Amerika yeniden kesfedildikten sonra Aydinli yerel müzikçi Emin Tenekeci'ye ve görüslerine yer verilmis. Böylece bu kisinin yerli-yersiz görüsleri konuyla hiçbir ilgisi olmadigi halde çok önemli bilgilermis gibi aktarilmis. Güya Tenekeci'ye göre "zeybek müzigi davul ve zurna ile gerçeklestirilen bir ekip"isiymis. Allah'im, ne kadar bilgilendim. Sayin yazar da sanki Ay'dan gelmis de, bu bilgilerden habersiz. Dolayisiyla bunlari ve buna benzer bir sürü gereksiz bilgiyi kitaba döktürmüs (s.110-117). Tabii, bir yerde de hak vermek gerekir. Ne de olsa etnomüzikolog'luk kolay bir ugras degil tabii. Ardindan baglama düzenleri ve tezene teknikleri hakkinda tekrar malûmu ilan eden yazar (s.118-119), daha sonra Germencikli zurnaci Basri Egriboyun'un söylemlerine gereksiz yere yer veriyor (s.122). Bu yetmezmis gibi diger Germencikli zurna icracilari Dogan Zentur ve Besim Acar görüslerini aktararak etnomüzikolojiye büyük katki saglayan yazarimiz!, bu kez "Germencik'te Müzik ve Müzisyenlik" konusuna el atarak (s.126-131) etnomüzikolojiye yaptigi katkiyi doruga çikariyor!

"Zeybek Müzigi'nin Özellikleri" baslikli 5.bölüm bastan sona yanlis bir bakis açisini yansitiyor? (s.133) Nedenine gelince:

 

Zeybek Müzigi ne demek? Böyle bir müzik türü var mi? Yoksa "Zeybeklerin Müzigi" mi demek gerekir? Sayet böyleyse bu müzigin sözgelimi Kayserililer'in müzigi'nden farki var mi? Sayet üslûp kastediliyorsa bu takdirde de basligin "Zeybek ezgilerinde üslûp" seklinde yazilmasi gerekir. Kuskusuz ki bu da yanlis olur. Çünkü üslûp ya kisiseldir, ya da yöreseldir. Kisisellik bu iste sözkonusu olamayacagina göre, yöresellik kastediliyor demektir. Ama, koskoca Bati Anadolu tek bir yöre olarak düsünülemeyecegi için, bu da yanlis olur.

 

Oysa GTHM'de salt "Zeybek" adiyla andigimiz özgün bir tür vardir. Ama, sayin yazarin bundan haberi yok.

Sayin yazara göre Anadoludaki kültürel çesitlilikler "farkli türlerin tespit edilmesini" saglamis(s.133). Bunu kanitlamak için verdigi haritalarda, yazar; karsilama, halay, horon, yol havasi gibi GTHM anlatimlarini müzik türü olarak ele aliyor. Bunlar da tür degil. Sikça belirttigimiz gibi yazarimizin tür konusunda yazdiklari hep yanlis. Bu nedenle kendisine "Türk Müzigi'nde Türler ve Biçimler" adli kitabimizi okumasini öneriyoruz. Türk lâfindan rahatsiz olmaz umarim.

 

"Zeybek Müzigi'nin Yapisal Özellikleri" basligi yazarin tür konusundaki bilgisizligini adeta perçinliyor. Hiç Zeybek Müzigi'ne özgü yapisal özellik olur mu? Var oldugu iddia edilen bu özelliklerin "kriterleri" sunlarmis: "a) Karar Sesi b)Makam c) Ezgi tipleri ve ses sahasi kullanimi ç) Usul d) Form e) Polifoni f) Çalgi ve Icra" (s.137) Örnegin karar sesi kriterinde yazar "...zeybek ezgilerinde baslica Dügâh, Rast ve Buselik perdeleri ana karar sesi olarak belirginlesmekte" imis. Yani La, Sol ve Si imis. Allahaskina, bu bulgu mu? Türk Müzigi'nde, dolayisiyla makamsal müzikte her ezginin bir karar sesi vardir. Zaten makamsalligin ögelerinden biri de karar (durak) sesidir. Bir zamanlar bir baska sayin yazar bozlaklari kendince incelemis ve bozlaklarin genel olarak La kararli oldugunu belirtmis ve bir de dizek üzerinde La sesini göstererek dizegin altina "La" yazmisti. Ne muhtesem etnomüzikologluk! Peki, La kararli ya da bir baska perdede karar veren bir zeybek ezgisini aktarirsak ne olacak? Sözgelimi Sol kararli bir ezgiyi Fa'ya aktarirsak ne olacak? N'oldu sayin yazarin muhtesem bulgulari? Benzer sekilde "zeybek ezgilerinde kullanilan ses alani" sanki salt zeybek ezgilerine özgüymüs gibi ifade edilmis. Halbuki demin sözünü ettigim bozlaklarda, ya da sazsemailerinde sanki farkli bir ses genligi kullaniliyormus gibi. Daha sonra yapilan zeybek ezgilerine iliskin incelemelerin tümü abesle istigâlden baska bir sey degil. Çünkü, hiçbiri zeybek ezgilerine iliskin bir özelligi yansitmiyor. Demin de belirttigim gibi, zaten böyle birsey olamaz da. Bir müzik eserinin analizini yapmak baska bir sey, bir türün özelliklerini saptamak baska bir sey. Sayin yazar bence ikisinde de çok basarisiz. Örnegin, "...zeybek ezgilerinin önemli bir karakteristigi yanasik seslere dayanmalari" imis (s.150) Böyle bir yargi olabilir mi? Bu zeybek ezgilerine iliskin bir özellik degildir. Bu özellik Geleneksel Türk Müziginin ezgisel bir özelligidir. Bu yetmezmis gibi yazar, "Zeybek ezgilerinde tam ve yarim seslerin yanisira batili kaynaklarda microtone olarak adlandirilan yarim sesten küçük araliklar da" kullanilmaktaymis (s.151). Yani ne desem? Tam ses, yarim ses ne demek? Re'nin tamami ne, yarisi ne? "Microtone" "yarim sesten küçük" demek mi? Yazarin müziksel incileri devam ediyor. Diyor ki, "...mikrotonal araliklarin standart diyez ve bemol isaretleri üzerine 2 ya da 3 gibi rakamlarin yazilmasiyla yapilmaktadir. Bu rakamlar bir tam sesin1/9'una esit oldugu kabul edilen ve koma olarak adlandirilan araliklarin sira ya da adedini belirtmekte" imis (s.152). Pes kelimesi yerine baska kelime kullanmam gerekir ama, terbiyem izin vermiyor. Yazarin bu konuyla ilgili de bir sey bilmedigi apaçik. Bu rakamlar ne koma degerlerini ne de sira belirtir. Yazara Türk Müzigi'nde Perdeler adli kitabimi okumasini öneriyorum.

 

153.sayfada yazarimiz "Geleneksel Osmanli musikisinin Türk Musikisi olarak adlandirilisi..."anlatimiyla artik canimi iyice sikmaya basliyor.Bu ülkede bunca ögrenim gördügünü öne süren bir kisinin hiçbir kanita gerek duymadan böylesine sallapati ve horlayan bir görüsle hareket etmesi affedilir gibi degil. Perdelerle ilgili tümüyle yanlis bilgiler vermeye baslayan sayin yazar (s.153-157) diyor ki, "Zeybek ezgilerinde büyük agirligi olan ikili türleri disinda; üçlü, dörtlü, besli, altili, yedili, sekizli, dokuzlu ve onlu gibi araliklar da ezgi içinde görülmektedir." (s.157) Bu zeybek ezgilerine iliskin bir saptama degildir ki? Geleneksel müzigin tamaminda bulunabilecek bir özellik. Daha önce de belirttigim gibi, bir özellik de degil. Bu anlatimla birlikte aralik safsatalarini örneklerle bezeyerek konuyu bilmeyene "helal" dedirtecek açiklamalar yapan yazarimiz (s.157-162), Perdeler ve Ses Sistemi basligi altinda "Zeybek müziginde...oktavin onyedi araliga bölündügü görülmektedir." diyerek gaflarina bir yenisini ekliyor (s.165). Bu bilgi de zeybek ezgilerine özgü degildir. Geleneksel Türk Müzigi'nin tüm alt türlerinde 17'li perde dizgesi kullanilir. Ama, sayin yazarin okumama gibi bir hastaligi var. Yapacak bir sey yok. Ardindan bu kez usûl konusuna geçerek engin bilgisini sergilemeye devam eden sayin yazara göre "Usulde kisa ve uzun not degerlerinin belirli bir kalip olusturacak tarzda bir araya getirilmesi" esasmis (s.167). Böyle bir tanim olur mu? Olursa, nimsofyan denilen 1/4+1/4, ya da semâî denilen 1/4+1/4+1/4 biresimli usûller ne olacak? Böyle usul tanimi olur mu? Yoksa yazar notlarin boylarinin kisa veya uzun olusundan mi sözediyor? Ardindan gereksiz ve usûl hakkinda kim ne demis bilgilerini aktaran yazarimiz (s.167-171) "...davulda çalinan kaliplarin düz ve velveleli uygulamalari bilinen anlamiyla agiraksak usulüne uygun düsmemektedir." (s.171) incisiyle de yazarimiz usûl-düzüm arasindaki farktan, dolayisiyla ritim de denilen düzüm'den habersiz oldugunu göstermekte. Konuyla ilgili gaflar zinciri bununla da kalmamakta "tamamiyla düyek usulüyle" icra edilen "Gerizler basi (dogrusu: Ferizler basi), Eklemedir koca konak, Çökertme, Ormanci, Kütahya'nin pinarlari" gibi türküleri de zeybek olarak nitelemesi bu konuyla ilgili bardagi tasiran son damla olmakta. Sayin yazar bu konuyu kesin olarak bilmiyor. Bu belirttiklerinin hiçbiri zeybek degil. Olamaz da. Bir de bu ezgilerin usullerinin "zeybek usulü" olmasini önerecek kadar gaflet ve delâlet içinde. Yazarimizin bu konuyla ilgili yazdiklarimizi okumasi gerekir. Zeybeklerin oynadigi tüm ezgileri zeybek olarak nitelemek ne büyük yanlis. Kafayi çeken zeybek göbekhavasi oynarsa ne diyecek acaba? Hâlâ "Aksak dokuzlu usullere Anadolu'nun büyük bir bölümünde zeybek" deniliyormus (s.175) diyor. Nereden biliyor? Kim demis? Nerede yaziyor? Desteksiz, kanitsiz bir anlatim. Acaba sayin yazar nereye varmak istiyor?. Aksak usullerin Türklere özgü olmadigina mi? Farkli Bölgelerde Zeybek Usulü Uygulamalari basligi altinda usul-düzüm farkini bilmedigi için davulcunun vurdugu düzümü degismez zannederek "Kütahya, Güneybati Anadolu, Iç Anadolu, Güney Anadolu, Istanbul?" da zeybek ezgilerine eslik amaçli çalinan davul ritimlerinin farkliligi! gibi müthis buluslari öne süren sayin yazar yanimda olsa agzina biber sürecegim. Davulcu kendi begenisi ile olusturdugu ya da ustasindan ögrendigi tavirla çalar. Her defasinda da ayni seyi çalmaz. Çalarsa zaten o davulcu özürlüdür. Inciler devam ediyor. Diyor ki sayin yazar "...Hasan Çaki Efe gibi isimler genelde yürük zeybek karakterinde eserler bestelemislerdir." Daha önce Mustafa Çaki Efe olarak belirttigi kisinin adi burada düzeltilmis. Güzel. Ama, Hasan Çaki Efe besteci degildi. Beste falan hayatinda yapmadi. Zeybeklikle de ilgisi yoktu. Kaynak kisiydi. Belki okuma yazmasi dahi yoktu. Bergamali bir köylüydü. Beste yaptigi da nereden çikarildi? Sayin yazar kendinle ilgili desteksiz konusuyor, bari baskalariyla ilgili konusmasa. (Bu konuyla ilgili bkz: Akdogu, age) Yine sayin yazarimiza göre "Bir ates ver cigarami yakayim" zeybekmis! Üstelik besteymis! (s.184) Her ikisi de yanlis. Bu ezgi zeybek degil. Yazarimiz zeybek hakkinda kitap yaziyor, ama zeybegin ne oldugunu maalesef bilmiyor. Ayrica, bu türkünün beste oldugunu nereden çikardi acaba? Yunanistandaki zeybekiko'nun da zeybek oldugunu öne süren yazarin bu konuyla ilgili bilgisizliginden artik biktigimi itiraf edeyim. Zeybek ezgilerinde "Form" basligi altinda yazilanlarin tümü lâf ü güzaf. Çünkü zeybek ezgilerine özgü bir biçim (yazar form diyor) yoktur. Geleneksel Türk Müzigi'ndeki herhangi bir biçim kullanilabilir. Kaldi ki GTHM'de kullanilan biçimler genel olarak küçük soluklu biçimlerdir. (Bu konuyla ilgili gebib: Türk Müzigi'nde Türler ve Biçimler/ Onur Akdogu) Benzer sekilde zeybek ezgilerinde "Polifoni" yani çokseslilik diye bir olgu da sözkonusu degildir (s.192). Çünkü GTM tek sesli bir müziktir. Baglama ile seslendirildiginde düzenden kaynaklanan, zurnalarla seslendirildiginde de dem ve ezgi zurnasinin birlikteliginden kaynaklanan basit çokseslilikler zeybek ezgisinin organik yapisina iliskin bir çokseslilik olmayip, seslendirmeyle ilgilidir. Buna ragmen yazar bu çalgilarin çoksesli icralarina iliskin birsürü gereksiz bilgi aktarmaktan daha önce belirttigim özelligi nedeniyle kendini alamamis (s.194-202)

 

"Zeybek Ezgileri ve Makam Olgusu: Kavramsal Yaklasim" basligi altinda sayin yazar bu kez yine gereksiz olarak makam konusuna girmekte, dolayisiyla gaflar zincirine yeni halkalar eklemekte. "Makam edvar adi verilen tarihsel kaynaklarda nasil tanimlanmakta ya da anlatilmaktadir?" sorusunu sorarak gaflarina basliyor sayin yazarimiz. Çünkü 2006 yilinda makam anlayisini edvarlara bakarak açiklamak istemesi daha basta yapilan stratejik bir gaf. Yazara göre makam "Osmanli Musiki gelenegi içinde sekillenmis" mis! Osmanli Devleti 1299'da kuruldu. Yani yazar makam anlayisinin bu tarihten önce olmadigini söylüyor.Peki ben simdi sayin yazara ne diyeyim. Biz bosa mi yaziyoruz bunca yil? Yoksa makam terimini mi kastediyor? Yine gereksiz bir sekilde makam-mod karsilastirmalarina giren sayin yazar, zeybek ezgileriyle ne ilgisi varsa mod açiklamalarini özenle ele aliyor, ardindan makam dizi mi degil mi diye tartisiyor! Daha sonra "Edvarlarda Makam" basligi altinda kendince bazi edvar adlarini siraliyor, bu arada Ali Ufki ile Nâyi Osman Dede'nin yazdiklarini da edvar olarak niteliyor. Belli ki bu yazmalari görmemis dahi. Üstelik Ali Ufki'nin yazdigi "Mecmuâ-i Sâz ü Söz" degerli ögrencimProf.Dr. Hakan Cevher tarafindan çeviri yazim yapilarak yayinlandi. Nâyi Osman Dede'nin Rabt-i Tâbirât-i Mûsikîsi'ni de ben yayinladim. Bu eserlerin ikisi de edvar degildir. Ama yazarin bundan haberi yok. Bunun yaninda Muallim Ismail Hakki Bey'in, Notaci Emin Aga'nin (?) da edvar yazdigini söyleyecek kadar konudan habersiz yazarimiz (s.211), 2006 yilinda makam tanimlarini, tasniflerini önce edvarlarda ariyor, ardindan Rauf Yektâ, Arel-Ezgi-Uzdilek, Ayomak, Töre-Karadeniz, Saygun, Ilerici, Oransay, Tura'ya göre ele almaya kalkmis (s.211-221). Bu alintilara girerek ben de gereksiz bir is yapmaktan çekiniyorum. Ama, sayin yazar sunu bilsin ki, anlattiklarinin hemen hiçbiri makam gerçegini akademik olarak yansitmiyor. "Zeybek Müziginde Makam Olgusu ve Analizi" basligi altinda zeybek ezgilerinin makamsal oldugunu kanitlamak için çirpinan yazar! (s.222-226) Türk Müzigi'nin makamsal oldugundan habersizmis gibi davranarak neyi amaçliyor ki? Ardindan "Zeybek Müzigi'nde Kullanilan Ezgi Analiz Yöntemi ve Kriterleri" basligi altinda son gafini yapiyor. Sanki semahlarda, pesrevlerde, türkülerde baska ezgi analiz yöntemleri farkliymis gibi. Kaldi ki, kitabinin sonunda "Makamsal Analizler" basligi altinda verdigi yöntem ve bu yönteme iliskin uydurulmus isaretler bir çocugun oynadigi yap-boz oyunundan baska bir sey degil. Bosa zahmet. Iddiaya girerim ki yazarin bu yöntemine benzer onlarca yöntem uydurabilirim. Ama adi üstünde uydurma olur. Bir kez daha yineliyorum: Makam isitsel bir olgudur. Bir diger deyisle görsel degildir.

 

Saygiyla.

Diger Makaleler